Uzunca bir süredir sosyal medyada daha az vakit geçiriyor, düzenli aralıklarla “temizlik” yapıyor ve karşılaşacağım kişileri titizlikle seçmeye çalışıyorum. Ekranıma düşen insanın bana bir “faydası” olabilmeli. Şüphesiz hemen herkes bu şekilde düşünüyordur, farklı bir gayesi yoksa. Fakat herkesin birbirine “maruz kaldığı” bu atmosfer, verimli bir “karşılaşma” ortaya çıkarmıyor. Sözü olanların söyleyecekleri kayboluyor. Blog yazısı yazsan da video çeksen de dergide makalen çıksa da kayboluyor zaten. Buna çözüm yok. Gelgelelim, belirli meselelere “ilgi duyan” az sayıda insana bir şeyler anlatmak, anlattıkların hakkında bir mecburiyet olmasa da geri dönüşler almak, bunu ayda maksimum üç-dört defa yapmak, bu tesadüfi veya bilinçli karşılaşmaları kendi arasında daha verimli kılabilmek mümkün. Hem de dijital çağın eski yöntemlerden biri ile; e-posta. Meramım; kişisel bir e-bülten oluşturmak. Bu benim için; dijital çağın sakinleri arasında bir ayrıştırma ve belki de bir dinginleşme girişimi. Görsel ve görünür olanın egemenliğine rağmen sesi (podcast) ve metni sürdürme, öne çıkarma, ondan kopmama gayretinin yansıması. Söyleyeceklerimin bir kıymet-i harbiyesi olmayabilir. Olabilir, diyenlere talibim zaten. Benzer kaygıyı taşıyanlara böylesi bir işe niyetlenmelerini şiddetle tavsiye ederim. “Birbirimizi” bulmalıyız. Bu “geriye doğru çekiliş” geleceğe atılmış kıymetli adımlardan biri olacak. Kamuya açık “itiraflar” yerine adrese teslim “konuşmalar” daha makul ve makbul. “Burada olmalıyım” diyorsan kişisel e-bültenime abone olabilirsin. Önemli Not: E-posta adresleriniz kimse ile paylaşılmaz, posta kutunuza spam mail düşmez ve ayda maksimum dört e-posta gönderilir.