Öteki

Amerikan transandantalizminin öncü isimlerinden Ralph Waldo Emerson’un “İnsanın kendine vasıta kılamayacağı hiçbir şey yoktur.” sözünü okuduğum andan bu yana zaten benim için bir anlamı olmayan tüm o idealar, ideolojiler ve kutsal addedilen büyük anlatılar, zihnimde birer birer domino taşı gibi yıkılmaya başladı.

Böylesi basit bir sözün bende büyük yıkımlar yaratmasının sebebi şüphesiz benim gücümün veya irademin sınırlılığı değil. Devasa görünen anlatıların aslında incir çekirdeğini dolduramayacak kadar vasat ve takipçilerinin de bir o kadar çapsız olması ile alâkalı.

Sözü tek bir harfle şöyle değiştirdiğimizde ise çığlıklara bürünmemek elde değil; “İnsanın kendini vasıta kılamayacağı hiçbir şey yoktur.”

Her iki sözü de iliklerine kadar özümsemiş kitlelerin tam ortasında temiz bir nefes alma ve bunu sürdürülebilir kılma elbette imkansız denilebilecek kadar zor.

Ama tutunmak zorundayız.

Ve şairin de dediği gibi “Tam düşecekken tutunduğum tuğlayı kendime rabb bellemeyeceğim.”

 

 

 

 

 

Görsel: Augustus Charles Pugin, The Interior of the Library at Cassiobury, 1816 Öncesi, Cooper Hewitt, Smithsonian Tasarım Müzesi, New York / ABD.